9 Ekim 2014 Perşembe

kokun gitmiş :(


Mecaz anlamından tamamen arınmış, tam anlamıyla bünyemde hissettiğim bir nefes alamama yaşadım dün akşam... Her gün azalan ailemizde bir kişinin daha ölüme daha hızlı koşmaya başlamış olmasından mı yoksa bende günden güne artan Nesroş özleminden midir bunlar bilemem...
 

“Ölüme hazırlanmak” diye bir şey var... Gerçekten var...

Hem de bu sefer seneler yok önümde, ihtimaller yok.Her biri bir gün gibi geçen saniyeler, şanslıysam aylar...

Peki ne kadar hazırlanabilirim? Ne kadar hazırlanırsam hazırlanayım hazır olur muyum? Hazır olduğumda yaşamı her gün sorgulamaktan vazgeçer miyim?

Herkesin dışarıdan çok güzel gördüğü, maddi olarak güçlü olduğum, kariyerimde levelımın her gün yükseldiği, özel sağlık sigortamın sınırsız, arabamın son model ve masrafsız olduğu bir dünyaya uyanıyorum...Ama her gün, her sabah Mecidiyeköy’de soğuk ve rahatsız kanepe bozmasında, karşı yatağımda annemin ağzı açık uyuduğu sabahlara uyanmak istiyorum. Bir adidasın çok değerli oldu, annemin turşu yaptığı, denizde sarıldığımız ve boynunun omzuna doğru tarafından kokladığım günlere uyanmak...

Abim, eşim, teyzelerim, halam, arkadaşlarım... Beni çok seven çok kişi var yanımda. Ama o yokken yok işte... Hayır depresyonda falan da değilim...Tam tersine daha çok asılıyorum hayata...Asıldıkça yoruluyorum, yoruldukça nefessiz kalıyorum. Sonra gene asılıyorum... Böyle böyle günler geçiyor...

Annem öldükten 2 ay sonra evlendim, 4 ay sonra babamın siroz ve son evrede karaciğer kanseri olduğunu öğrendim, 5 ay sonra fabrika müdürü oldum... Her geçen gün de daha çok okuyorum, etrafımda, uzağımda olan her şeyi daha çok merak ediyorum ve senelerdir ilk defa kendimi bu kadar geliştiriyorum, haftada 3 gün spor yapıyorum, artık hiç içki içmiyor, hiç sarhoş olmuyorum.

 
..................

Aslında ben hep zaman geçiriyorum anne...

Sensiz zaman nasıl geçer bilmediğim, geçen zamandan zevk almadığım için ben ne yapacağımı bilmiyorum ... Son giydiğin gömleğin üstünde kokun bir kaç ay öncesine kadar vardı. Görüyorsan biliyorsundur hiç de çok ağlamadım. Hiç de telef etmedim kendimi. Ama kokun gitmiş...Aylardır özenle sakladığı gömleğinden tüm ter kokun gitmiş...Teyzeme sarılıp o kadar ağladım ki...Belki çoktan gitmişti ama ben duyuyordum o kokuyu hala. Unutuyor muyum anne kokunu?  Videolar olmasa sesin de mi kalmayacak?

...................................

 

Ya babam? Sen de görüyor musun olanları... Artık o da sana kavuşmak istiyor, hissediyorum. Hak vermiyor da değilim, hangimiz istemiyoruz ki seninle tekrar olmayı bir an önce... Umarım vardır başka bir hayat...Bir de yoksa ne acı... Bedeninle beraber sana ait her şey mi yok oldu gömleğindeki o koku gibi?

Ya babam da gidince?

Herkes gitti anne, herkes gidiyor...

Ama kalanlarla mutlu olmaya çalışıyorum. Yoksa ben istemedim mi taşınmak İngiltere’ye, 1+1 ev tutup mevcut hayatımdan ve geçmişimden kimseyle görüşmeyip bencil ve günlük bir hayat yaşamayı... Ama artık hastalıklı Ezgi değilim. Annesinin ölümünden korkan o kız yok ki artık...Çünkü annesi yok...

Aptalca ama çok güçlü olduğuna inandığım bağlar var...biri seninle aramda... kalbinin durduğu saniye nefes alamamam, son sözünün bana” görüşürüz kızım” olması ve benden başka kimseye başka bir şey dememen... Beni düşünen,seven insanlar da var anne.. Sesimin bir ton değişmesine ağlayan bir dayım, etrafımda pervane olan bir eşim, senden sonra 180 derece dönen ve çok iyi bir evlat olan abim, hepsi beni kimselere değişmez, eminim... Ama bağ başka bir şey... Bağ senin en kötü olduğumda bana sarılman, bir bakışın... Ama başka insanlar da var,yanımda olan, olmayan ama bir şekilde en kötü zamanlarda beni düşündüklerine ve hissettiklerine emin olduğum...

 Beni çok sevenler için zaten o hastalıklı kız olmadım...Onların sayesinde hala gülüyorum, ağlarken insanlara sarılıyorum ve hala insanlara güveniyorum...  Bağımın olduklarıysa bana bu fani evrende bir tılsım olduğunu kanıtlıyor... Seninle bağıma inandırıyor, mutlu ediyor, güç veriyor...

Umarım beni görüyorsundur ve umarım bir gün kavuşuruz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder