14 Ağustos 2017 Pazartesi

Annelik yakismis

Dubai-Istanbul ucagi, Gate'de cocugunu yakalamaya calisan bir anne ve yanindan bir ses
'annelik sana cok yakismis'...

Allah bana her defasinda Dunya'nin ne kadar kucuk oldugunu hatirlatmaktan bikmadi...


5 Temmuz 2017 Çarşamba

İyi gün, kötü gün amiri...

Aldığım en güzel, en anlamlı hediyelerden biri... 
Bir gün senin gibi olmam dileğiyle... 


Congratulations!
Today is your day.
You're off to Great Places!
You're off and away!

You have brains in your head.
You have feet in your shoes.
You can steer yourself
any direction you choose.
You're on your own. And you know what you know.
And YOU are the guy who'll decide where to go.

You'll look up and down streets. Look 'em over with care.
About some you will say, "I don't choose to go there."
With your head full of brains and your shoes full of feet,
you're too smart to go down any not-so-good street.

And you may not find any
you'll want to go down.
In that case, of course,
you'll head straight out of town.

It's opener there
in the wide open air.

Out there things can happen
and frequently do
to people as brainy
and footsy as you.

And then things start to happen,
don't worry. Don't stew.
Just go right along.
You'll start happening too.

OH!
THE PLACES YOU'LL GO!

You'll be on y our way up!
You'll be seeing great sights!
You'll join the high fliers
who soar to high heights.

You won't lag behind, because you'll have the speed.
You'll pass the whole gang and you'll soon take the lead.
Wherever you fly, you'll be best of the best.
Wherever you go, you will top all the rest.

Except when you don't.
Because, sometimes, you won't.

I'm sorry to say so
but, sadly, it's true
that Bang-ups
and Hang-ups
can happen to you.

You can get all hung up
in a prickle-ly perch.
And your gang will fly on.
You'll be left in a Lurch.

You'll come down from the Lurch
with an unpleasant bump.
And the chances are, then,
that you'll be in a Slump.

And when you're in a Slump,
you're not in for much fun.
Un-slumping yourself
is not easily done.

You will come to a place where the streets are not marked.
Some windows are lighted. But mostly they're darked.
A place you could sprain both your elbow and chin!
Do you dare to stay out? Do you dare to go in?
How much can you lose? How much can you win?

And IF you go in, should you turn left or right...
or right-and-three-quarters? Or, maybe, not quite?
Or go around back and sneak in from behind?
Simple it's not, I'm afraid you will find,
for a mind-maker-upper to make up his mind.

You can get so confused
that you'll start in to race
down long wiggled roads at a break-necking pace
and grind on for miles cross weirdish wild space,
headed, I fear, toward a most useless place.
The Waiting Place...

...for people just waiting.
Waiting for a train to go
or a bus to come, or a plane to go
or the mail to come, or the rain to go
or the phone to ring, or the snow to snow
or the waiting around for a Yes or No
or waiting for their hair to grow.
Everyone is just waiting.

Waiting for the fish to bite
or waiting for the wind to fly a kite
or waiting around for Friday night
or waiting, perhaps, for their Uncle Jake
or a pot to boil, or a Better Break
or a string of pearls, or a pair of pants
or a wig with curls, or Another Chance.
Everyone is just waiting.

NO!
That's not for you!

Somehow you'll escape
all that waiting and staying
You'll find the bright places
where Boom Bands are playing.

With banner flip-flapping,
once more you'll ride high!
Ready for anything under the sky.
Ready because you're that kind of a guy!

Oh, the places you'll go! There is fun to be done!
There are points to be scored. There are games to be won.
And the magical things you can do with that ball
will make you the winning-est winner of all.
Fame! You'll be as famous as famous can be,
with the whole wide world watching you win on TV.

Except when they don't
Because, sometimes they won't.

I'm afraid that some times
you'll play lonely games too.
Games you can't win
'cause you'll play against you.

All Alone!
Whether you like it or not,
Alone will be something
you'll be quite a lot.

And when you're alone, there's a very good chance
you'll meet things that scare you right out of your pants.
There are some, down the road between hither and yon,
that can scare you so much you won't want to go on.

But on you will go
though the weather be foul.
On you will go
though your enemies prowl.
On you will go
though the Hakken-Kraks howl.
Onward up many
a frightening creek,
though your arms may get sore
and your sneakers may leak.

On and on you will hike,
And I know you'll hike far
and face up to your problems
whatever they are.

You'll get mixed up, of course,
as you already know.
You'll get mixed up
with many strange birds as you go.
So be sure when you step.
Step with care and great tact
and remember that Life's
a Great Balancing Act.
Just never foget to be dexterous and deft.
And never mix up your right foot with your left.

And will you succeed?
Yes! You will, indeed!
(98 and 3/4 percent guaranteed.)

KID, YOU'LL MOVE MOUNTAINS!

So...
be your name Buxbaum or Bixby or Bray
or Mordecai Ali Van Allen O'Shea,
You're off the Great Places!
Today is your day!
Your mountain is waiting.
So...get on your way!

23 Haziran 2017 Cuma

Ağlama duvarı vol 3030303030303

Artık beni sınadığını düşünmeye başladım yaşamın...
Lütfen bir süre artık yakınımdakilere bir şey olmasın, sağlıkla, mutlulukla yaşayalım...

Sanırım çok bir şey istemiyorum?

Şu güne yine çok şükür ama gri gelecekler çizme artık ailemle ilgili ne olur hayat
Göğsüm sıkışıyor, burnum yanıyor, gözlerim doluyor,

Artık ağlamamam güçlü olduğumu ya da duyarsızlaştığımı değil artık çok daha fazla korktuğumu gösteriyor bana. Çok korkuyorum çünkü sevdiklerini kaybetmenin ne olduğunu çok iyi biliyorum artık...




16 Mayıs 2017 Salı

Salakça bir blog vs sarhoş Ezgi


Muse, Bliss? Bunca yıl sonra bana attığın tek ve ilk mesaj "Muse Bliss'i ne zaman dinlesem aklıma sen geliyorsun" mu?

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Şaşırtan şey insanoğlunun adaptasyon yeteneği... Yapmaktan hiç vazgeçmeyeceğinizi düşündüğünüz şeylerden vazgeçmeniz, aileniz bir bir gitmeye devam ettiğinde dayanmanız, ayrılmam dediklerinizden ayrılmanız, asla öyle olmam dedikleriniz gibi olmanız ve yine de kendinizi bir şekilde sevmeniz... Herkesi, her şeyi sevmekten vazgeçmeniz ama kendinizi hala öyle ya da böyle sevmeniz... Şu sarhoş halimle düşündüm de sanırım geçmişe geri dönseydim her şeyi geçmişte yaptığım gibi yapardım. Aynı hataları, aynı tutkuları, aynı yaratılmış zorlukları hepsini aynen yaşamayı seçerdim sanırım. Sanırım şu anki Ezgi''yi sevmemi sağlayan en önemli şeyler bunlar. Dürüst olmamı sağlayan...

Bkz. bazı arkadaşlarım bu blogtan mesaj verme kaygımın olup olmadığını sordu bir ay kadar önce... Valla düşündüm, toplamda haftada sadece 5-6 kişiye ulaşan bu blogta nasıl bir mesaj kaygısı taşıyabilirim diye... Sonra düşündüm, tek kaygım şu olabilir... Bir şekilde sonsuza kadar bağım olduğunu düşündüğüm insanlarla salakça bir bağ gibi düşünüyor olabilirim. Daha da önemlisi (ki kendime deli olup olmadığımı düşündüren kısmı da bu) yazdığım her şey Nesrin'e gidiyor gibi düşünmem...Aslında tek yazdığım yer burası da değil ve sanki yazdıkça rahatlıyor insan. Salak ergen kızlar gibi yazsa da bir şekilde yazmalı değil mi insan? Belki de cidden Nesrin'e gidiyordur he? :)

Neyse, neler yazdım acaba...kesip okuyayım...

Ezgi içip içip Dallas'tan bildirdi...


ne yazardım o son birayı da bitirseydim...

Allah'tan bitirmedim...



14 Mayıs 2017 Pazar

Dallas günlükleri

İki film arka arkaya izleyen, kesintisiz uyuyan, kitabından 200 sayfayı kesintisiz okuyan bir anne düşünün...
Hayatında ilk defa Amerika'ya gelen ama gezmekten çok odada zaman geçirmekten daha çok keyif alan...
Outlet çılgınlığına kendini kaptırıp odaya geldiğinde gerçeği tokat gibi suratında hisseden. Her şeyi oğluna ve yeğenlerine alan...

Evet Dallas, seni çok sevdim. Ama sevilecek bir şeyin olduğundan değil, 2 senedir kendi başıma yapamadıklarımı bana yaptırdığından...
Şimdi mi? İnanmazsın masaja oradan da yüzmeye ve spora gideceğim...
Sonra istersem uyuyabilirim bile gündüz gündüz!
Gece de iş arkadaşlarımla içmeye ve dans etmeye gideceğiz!!! (2,5 senedir toplamda 2 bira ve bir jager içtiğimi düşünürsen heyecanımı tamin edebilirsin, sigara da içebilirim istersem istediğim kadar, inanabiliyor musun?)

Bir kaç gün balayımızın tadını çıkaralım seninle. Çünkü 3.günün sonunda oğlumu özledim diye ağlarım muhtemelen...

Şimdilik çok seviyorum seni ...


9 Mayıs 2017 Salı

Rüya

Yılın en mutlu uyanışıydı sanırım. Sonrasında da gerçek olmaması beni üzmeyecek kadar yaşanmış gibi hissettim. Ben ki hiç rüya hatırlamayan kişi, sanırım bu gecekini hiç unutmayacağım...

21 Mart 2017 Salı

Edirne şantiyesi...


Evet şaka değil, mecbur kalınınca ve adam eksiği olunca bir gıda mühendisi de inşaat proje müdürü olarak çalışabilir J

Seçtiğim şantiyelerden biri memleketim Trakya’nın güzel bir şehri Edirne. Her hafta bir kere gidiyorum. Valla hoşuma da gitmiyor değil, müzik dinleyerek nescafe express eşliğinde sabahtan çıkıyorum, akşam geri dönüyorum ve her seferinde Çorlu’daki dükkana da uğruyorum. Çok tuhaf orada 2 sene yaşadım nefret ede ede ama zaman geçince düşünceler de değişiyormuş demek ki... Sevimli geliyor şu anda, gülüyorum Omurtak Caddesi’nden ya da Emlak’ın önünden geçerken. İlk iş yerim, ilk evim, ilk bir sürü bir şeyim Çorlu’daydı...

Çorlu’da Küpe FMden başka radyo çekmiyormuş, onu da acı bir tecrübeyle hatırladım ve benzin alırken bir de CD alayım dedim ama güzel memleketimin benzincilerinde sadece türkçe CD satıldığı için alternatiflerim kısıtlıydı. Ben de bir sürü şarkıcının farklı Mirkelam şarkıları söylediği Cdyi buldum en mantıklı ve tüm yol onu dinledim. O yol nasıl geçti bilmiyorum. İnsan hafızasının derinliklerinde neler olduğunu bazen tetikleyicilerle anlayabiliyormuş sadece sanırım.
Göksel kötü söylese de en güzel ve yola en uygun şarkı 3. Şarkı olan “Unutulmaz”dı. Sanırım 6-7 kere dinledim. Hep dalga geçtiğim Bedük de “Terle”yi güzel söylemiş. Sonra adamı inceledim biraz, sanırım yetenekten ben anlamıyormuşum ya da çok özyargılıymışım, adam aslında yetenekliymiş.

Neyse... Her hafta nostalji nisan ortasına kadar devam edecek.

Corlian people... Günahkar Çorlu geceleri... 

O zaman “O günler de güzelmiş” diyenlere gelsin, ama Göksel’den değil Mirkelam’dan...

6 Mart 2017 Pazartesi

Öyle işte...

“Seni hatırlıyorum” dedi, “Çok utangaç ama çok da neşeliydin. Anneni de çok net hatırlıyorum. Her sabah seni bırakırken çok beğendiğim bir vedalaşmanız vardı”...
Evet, önce öperdik birbirimizi dudaktan, sonra burunlarımızı sürter sonra da kocaman sarılırdık annemle... 29 yaşımda da bir şey değişmemişti, aynı ritüeli yapıyorduk.
............
Ihlamur’un oradaki duraktan yukarı çıkarken durakta bekleyenleri yukarı çıkarmak adetimdir araba ile. Dün orta yaşlı bir kadın bekliyordu durakta. Açıkçası yüzüne çok dikkat etmeden teklif ettim “yukarı gidiyorsanız Barbaros Bulvarı’na kadar gideceğim” diye... Zaten spordan çıkmıştım, bir gece önceden çok uykusuzdum. Mutlu olduğunu fark ettim sadece yüzünden. Tek ricam vardı, ön taraf çantalarımla dolu olduğu için arkaya oturması...O da sağolsun kırmadı, öyle yaptı. Kısacık yoldu ama konuşmayınca geçmiyordu, çenem düşük diye herhalde. Ekincilerin orada nerede indirmemi istersiniz diye sordum. “Vakıfbank’ın aşağısında oturuyorum” dedi, ben de hemen “ben de bir alt paralelinde doğdum, büyüdüm dedim”. Hangi ilkokula gittin dedi, cevabımı beğenmemiş gibi “Gazi’ye gitmedin mi hiç diye sordu”, anaokula gittim dedim. “Evet, ben de senin öğretmenindim” dedi. Bir anda istemsizce (ayna yetmedi o anda) arkamı dönüp kadına baktım. Evet anaokulu öğretmenimdi. “Aa hocam, özür dilerim, yorgunluktan dikkat etmemişim, siz beni nasıl hatırladınız bunca yıl sonra” diye sordum istemsizce. “Seni hatırlıyorum. Çok utangaç ama çok da neşeliydin. Anneni de çok net hatırlıyorum. Her sabah seni bırakırken çok beğendiğim bir vedalaşmanız vardı.” dedi.
Ne yazık ki yol bitti... Öğretmenim indi. Oysa isterdim daha anlatmasını benim çocukluğumdan annemle ve benimle ilgili hatırladığı başka ayrıntılar varsa onları... Ben ki annemin cenazesinde bile ağlamamış/ağlayamamış kız, aslında 5dk süren ama bana 5 saat gibi gelen kalan yol boyunca ağladım hıçkıra hıçkıra...
Beklenmedik anlarda, tuhaf tesadüfler bazen sizi çok mutlu edebiliyor işte. Ağladım evet ama hissettiğim hüzün değildi sadece, çok mutlu oldum desem deli der misiniz?

Evet, bazen ben bile unutsam bana hatırlatılacak güzel anılarım var...

22 Şubat 2017 Çarşamba

Gitmek zorunda bırakılanlar...


Zamanı geldiğinde isminle yaşaman için...

4 Ocak 2017 Çarşamba

Yaşam dediğin zor mesela, hele TR'de...

Kanserden annemi, babami, 2 yasinda kuzenimi kaybettim... Acim cok buyuktu ama icimde bugun hissettigim gibi bir bosluk asla olmadi... Tanimiyorum evet olenleri, yine sansliyim ( bunu derken utaniyorum gerci...) ailemden, arkadaslarimdan kimse yok vefat edenlerin icinde... Ama anlatilmaz bir keder , tutamadigim gozyaslarim var bana kalan... Ölümü cok iyi bildigini sanan ben, tanimadigim Ezgilerin katledilmeleriyle ölümü bilmedigime karar verdim... 

Yavas yavas yasamakmis aciyi ölüm, kaybedilenlerin yasayamadiklari hayatlarini düsünüp bebegini disari cikarmaktan korkmakmis... 

Bahar kokulu gencler gitti yaziyordu bir yerde... Sanki bahar gelmeyecek bir daha Turkiyeye, ne olursa olsun hicbir sey eskisi gibi olmayacak bu ulkede... Sebep olanlar, sebep olanlara arka cikanlar, mani olamayan bizler, hepimiz sucluyuz... Hepimiz korkulara mahkumuz artik...

 Ölüm bunu bilmekmis demek...

------------------

Babamın bir lise arkadaşından geldi bana bu yazı, normalde sevmem böylelerini ama her satırını yapıyorum onu gördüm okurken... Ve aptal bir şekilde bugünlerde iyi geldi... Yaşamayı hatırlattı...

Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın.
Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burda mi” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın.
Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın.
Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bi dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bi yanin acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter.
Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek.

............