16 Mayıs 2017 Salı

Salakça bir blog vs sarhoş Ezgi


Muse, Bliss? Bunca yıl sonra bana attığın tek ve ilk mesaj "Muse Bliss'i ne zaman dinlesem aklıma sen geliyorsun" mu?

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Şaşırtan şey insanoğlunun adaptasyon yeteneği... Yapmaktan hiç vazgeçmeyeceğinizi düşündüğünüz şeylerden vazgeçmeniz, aileniz bir bir gitmeye devam ettiğinde dayanmanız, ayrılmam dediklerinizden ayrılmanız, asla öyle olmam dedikleriniz gibi olmanız ve yine de kendinizi bir şekilde sevmeniz... Herkesi, her şeyi sevmekten vazgeçmeniz ama kendinizi hala öyle ya da böyle sevmeniz... Şu sarhoş halimle düşündüm de sanırım geçmişe geri dönseydim her şeyi geçmişte yaptığım gibi yapardım. Aynı hataları, aynı tutkuları, aynı yaratılmış zorlukları hepsini aynen yaşamayı seçerdim sanırım. Sanırım şu anki Ezgi''yi sevmemi sağlayan en önemli şeyler bunlar. Dürüst olmamı sağlayan...

Bkz. bazı arkadaşlarım bu blogtan mesaj verme kaygımın olup olmadığını sordu bir ay kadar önce... Valla düşündüm, toplamda haftada sadece 5-6 kişiye ulaşan bu blogta nasıl bir mesaj kaygısı taşıyabilirim diye... Sonra düşündüm, tek kaygım şu olabilir... Bir şekilde sonsuza kadar bağım olduğunu düşündüğüm insanlarla salakça bir bağ gibi düşünüyor olabilirim. Daha da önemlisi (ki kendime deli olup olmadığımı düşündüren kısmı da bu) yazdığım her şey Nesrin'e gidiyor gibi düşünmem...Aslında tek yazdığım yer burası da değil ve sanki yazdıkça rahatlıyor insan. Salak ergen kızlar gibi yazsa da bir şekilde yazmalı değil mi insan? Belki de cidden Nesrin'e gidiyordur he? :)

Neyse, neler yazdım acaba...kesip okuyayım...

Ezgi içip içip Dallas'tan bildirdi...


ne yazardım o son birayı da bitirseydim...

Allah'tan bitirmedim...



14 Mayıs 2017 Pazar

Dallas günlükleri

İki film arka arkaya izleyen, kesintisiz uyuyan, kitabından 200 sayfayı kesintisiz okuyan bir anne düşünün...
Hayatında ilk defa Amerika'ya gelen ama gezmekten çok odada zaman geçirmekten daha çok keyif alan...
Outlet çılgınlığına kendini kaptırıp odaya geldiğinde gerçeği tokat gibi suratında hisseden. Her şeyi oğluna ve yeğenlerine alan...

Evet Dallas, seni çok sevdim. Ama sevilecek bir şeyin olduğundan değil, 2 senedir kendi başıma yapamadıklarımı bana yaptırdığından...
Şimdi mi? İnanmazsın masaja oradan da yüzmeye ve spora gideceğim...
Sonra istersem uyuyabilirim bile gündüz gündüz!
Gece de iş arkadaşlarımla içmeye ve dans etmeye gideceğiz!!! (2,5 senedir toplamda 2 bira ve bir jager içtiğimi düşünürsen heyecanımı tamin edebilirsin, sigara da içebilirim istersem istediğim kadar, inanabiliyor musun?)

Bir kaç gün balayımızın tadını çıkaralım seninle. Çünkü 3.günün sonunda oğlumu özledim diye ağlarım muhtemelen...

Şimdilik çok seviyorum seni ...


9 Mayıs 2017 Salı

Rüya

Yılın en mutlu uyanışıydı sanırım. Sonrasında da gerçek olmaması beni üzmeyecek kadar yaşanmış gibi hissettim. Ben ki hiç rüya hatırlamayan kişi, sanırım bu gecekini hiç unutmayacağım...

21 Mart 2017 Salı

Edirne şantiyesi...


Evet şaka değil, mecbur kalınınca ve adam eksiği olunca bir gıda mühendisi de inşaat proje müdürü olarak çalışabilir J

Seçtiğim şantiyelerden biri memleketim Trakya’nın güzel bir şehri Edirne. Her hafta bir kere gidiyorum. Valla hoşuma da gitmiyor değil, müzik dinleyerek nescafe express eşliğinde sabahtan çıkıyorum, akşam geri dönüyorum ve her seferinde Çorlu’daki dükkana da uğruyorum. Çok tuhaf orada 2 sene yaşadım nefret ede ede ama zaman geçince düşünceler de değişiyormuş demek ki... Sevimli geliyor şu anda, gülüyorum Omurtak Caddesi’nden ya da Emlak’ın önünden geçerken. İlk iş yerim, ilk evim, ilk bir sürü bir şeyim Çorlu’daydı...

Çorlu’da Küpe FMden başka radyo çekmiyormuş, onu da acı bir tecrübeyle hatırladım ve benzin alırken bir de CD alayım dedim ama güzel memleketimin benzincilerinde sadece türkçe CD satıldığı için alternatiflerim kısıtlıydı. Ben de bir sürü şarkıcının farklı Mirkelam şarkıları söylediği Cdyi buldum en mantıklı ve tüm yol onu dinledim. O yol nasıl geçti bilmiyorum. İnsan hafızasının derinliklerinde neler olduğunu bazen tetikleyicilerle anlayabiliyormuş sadece sanırım.
Göksel kötü söylese de en güzel ve yola en uygun şarkı 3. Şarkı olan “Unutulmaz”dı. Sanırım 6-7 kere dinledim. Hep dalga geçtiğim Bedük de “Terle”yi güzel söylemiş. Sonra adamı inceledim biraz, sanırım yetenekten ben anlamıyormuşum ya da çok özyargılıymışım, adam aslında yetenekliymiş.

Neyse... Her hafta nostalji nisan ortasına kadar devam edecek.

Corlian people... Günahkar Çorlu geceleri... 

O zaman “O günler de güzelmiş” diyenlere gelsin, ama Göksel’den değil Mirkelam’dan...

6 Mart 2017 Pazartesi

Öyle işte...

“Seni hatırlıyorum” dedi, “Çok utangaç ama çok da neşeliydin. Anneni de çok net hatırlıyorum. Her sabah seni bırakırken çok beğendiğim bir vedalaşmanız vardı”...
Evet, önce öperdik birbirimizi dudaktan, sonra burunlarımızı sürter sonra da kocaman sarılırdık annemle... 29 yaşımda da bir şey değişmemişti, aynı ritüeli yapıyorduk.
............
Ihlamur’un oradaki duraktan yukarı çıkarken durakta bekleyenleri yukarı çıkarmak adetimdir araba ile. Dün orta yaşlı bir kadın bekliyordu durakta. Açıkçası yüzüne çok dikkat etmeden teklif ettim “yukarı gidiyorsanız Barbaros Bulvarı’na kadar gideceğim” diye... Zaten spordan çıkmıştım, bir gece önceden çok uykusuzdum. Mutlu olduğunu fark ettim sadece yüzünden. Tek ricam vardı, ön taraf çantalarımla dolu olduğu için arkaya oturması...O da sağolsun kırmadı, öyle yaptı. Kısacık yoldu ama konuşmayınca geçmiyordu, çenem düşük diye herhalde. Ekincilerin orada nerede indirmemi istersiniz diye sordum. “Vakıfbank’ın aşağısında oturuyorum” dedi, ben de hemen “ben de bir alt paralelinde doğdum, büyüdüm dedim”. Hangi ilkokula gittin dedi, cevabımı beğenmemiş gibi “Gazi’ye gitmedin mi hiç diye sordu”, anaokula gittim dedim. “Evet, ben de senin öğretmenindim” dedi. Bir anda istemsizce (ayna yetmedi o anda) arkamı dönüp kadına baktım. Evet anaokulu öğretmenimdi. “Aa hocam, özür dilerim, yorgunluktan dikkat etmemişim, siz beni nasıl hatırladınız bunca yıl sonra” diye sordum istemsizce. “Seni hatırlıyorum. Çok utangaç ama çok da neşeliydin. Anneni de çok net hatırlıyorum. Her sabah seni bırakırken çok beğendiğim bir vedalaşmanız vardı.” dedi.
Ne yazık ki yol bitti... Öğretmenim indi. Oysa isterdim daha anlatmasını benim çocukluğumdan annemle ve benimle ilgili hatırladığı başka ayrıntılar varsa onları... Ben ki annemin cenazesinde bile ağlamamış/ağlayamamış kız, aslında 5dk süren ama bana 5 saat gibi gelen kalan yol boyunca ağladım hıçkıra hıçkıra...
Beklenmedik anlarda, tuhaf tesadüfler bazen sizi çok mutlu edebiliyor işte. Ağladım evet ama hissettiğim hüzün değildi sadece, çok mutlu oldum desem deli der misiniz?

Evet, bazen ben bile unutsam bana hatırlatılacak güzel anılarım var...

22 Şubat 2017 Çarşamba

Gitmek zorunda bırakılanlar...


Zamanı geldiğinde isminle yaşaman için...

4 Ocak 2017 Çarşamba

Yaşam dediğin zor mesela, hele TR'de...

Kanserden annemi, babami, 2 yasinda kuzenimi kaybettim... Acim cok buyuktu ama icimde bugun hissettigim gibi bir bosluk asla olmadi... Tanimiyorum evet olenleri, yine sansliyim ( bunu derken utaniyorum gerci...) ailemden, arkadaslarimdan kimse yok vefat edenlerin icinde... Ama anlatilmaz bir keder , tutamadigim gozyaslarim var bana kalan... Ölümü cok iyi bildigini sanan ben, tanimadigim Ezgilerin katledilmeleriyle ölümü bilmedigime karar verdim... 

Yavas yavas yasamakmis aciyi ölüm, kaybedilenlerin yasayamadiklari hayatlarini düsünüp bebegini disari cikarmaktan korkmakmis... 

Bahar kokulu gencler gitti yaziyordu bir yerde... Sanki bahar gelmeyecek bir daha Turkiyeye, ne olursa olsun hicbir sey eskisi gibi olmayacak bu ulkede... Sebep olanlar, sebep olanlara arka cikanlar, mani olamayan bizler, hepimiz sucluyuz... Hepimiz korkulara mahkumuz artik...

 Ölüm bunu bilmekmis demek...

------------------

Babamın bir lise arkadaşından geldi bana bu yazı, normalde sevmem böylelerini ama her satırını yapıyorum onu gördüm okurken... Ve aptal bir şekilde bugünlerde iyi geldi... Yaşamayı hatırlattı...

Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın.
Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burda mi” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın.
Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın.
Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bi dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bi yanin acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter.
Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek.

............