21 Mart 2017 Salı

Edirne şantiyesi...


Evet şaka değil, mecbur kalınınca ve adam eksiği olunca bir gıda mühendisi de inşaat proje müdürü olarak çalışabilir J

Seçtiğim şantiyelerden biri memleketim Trakya’nın güzel bir şehri Edirne. Her hafta bir kere gidiyorum. Valla hoşuma da gitmiyor değil, müzik dinleyerek nescafe express eşliğinde sabahtan çıkıyorum, akşam geri dönüyorum ve her seferinde Çorlu’daki dükkana da uğruyorum. Çok tuhaf orada 2 sene yaşadım nefret ede ede ama zaman geçince düşünceler de değişiyormuş demek ki... Sevimli geliyor şu anda, gülüyorum Omurtak Caddesi’nden ya da Emlak’ın önünden geçerken. İlk iş yerim, ilk evim, ilk bir sürü bir şeyim Çorlu’daydı...

Çorlu’da Küpe FMden başka radyo çekmiyormuş, onu da acı bir tecrübeyle hatırladım ve benzin alırken bir de CD alayım dedim ama güzel memleketimin benzincilerinde sadece türkçe CD satıldığı için alternatiflerim kısıtlıydı. Ben de bir sürü şarkıcının farklı Mirkelam şarkıları söylediği Cdyi buldum en mantıklı ve tüm yol onu dinledim. O yol nasıl geçti bilmiyorum. İnsan hafızasının derinliklerinde neler olduğunu bazen tetikleyicilerle anlayabiliyormuş sadece sanırım.
Göksel kötü söylese de en güzel ve yola en uygun şarkı 3. Şarkı olan “Unutulmaz”dı. Sanırım 6-7 kere dinledim. Hep dalga geçtiğim Bedük de “Terle”yi güzel söylemiş. Sonra adamı inceledim biraz, sanırım yetenekten ben anlamıyormuşum ya da çok özyargılıymışım, adam aslında yetenekliymiş.

Neyse... Her hafta nostalji nisan ortasına kadar devam edecek.

Corlian people... Günahkar Çorlu geceleri... 

O zaman “O günler de güzelmiş” diyenlere gelsin, ama Göksel’den değil Mirkelam’dan...

6 Mart 2017 Pazartesi

Öyle işte...

“Seni hatırlıyorum” dedi, “Çok utangaç ama çok da neşeliydin. Anneni de çok net hatırlıyorum. Her sabah seni bırakırken çok beğendiğim bir vedalaşmanız vardı”...
Evet, önce öperdik birbirimizi dudaktan, sonra burunlarımızı sürter sonra da kocaman sarılırdık annemle... 29 yaşımda da bir şey değişmemişti, aynı ritüeli yapıyorduk.
............
Ihlamur’un oradaki duraktan yukarı çıkarken durakta bekleyenleri yukarı çıkarmak adetimdir araba ile. Dün orta yaşlı bir kadın bekliyordu durakta. Açıkçası yüzüne çok dikkat etmeden teklif ettim “yukarı gidiyorsanız Barbaros Bulvarı’na kadar gideceğim” diye... Zaten spordan çıkmıştım, bir gece önceden çok uykusuzdum. Mutlu olduğunu fark ettim sadece yüzünden. Tek ricam vardı, ön taraf çantalarımla dolu olduğu için arkaya oturması...O da sağolsun kırmadı, öyle yaptı. Kısacık yoldu ama konuşmayınca geçmiyordu, çenem düşük diye herhalde. Ekincilerin orada nerede indirmemi istersiniz diye sordum. “Vakıfbank’ın aşağısında oturuyorum” dedi, ben de hemen “ben de bir alt paralelinde doğdum, büyüdüm dedim”. Hangi ilkokula gittin dedi, cevabımı beğenmemiş gibi “Gazi’ye gitmedin mi hiç diye sordu”, anaokula gittim dedim. “Evet, ben de senin öğretmenindim” dedi. Bir anda istemsizce (ayna yetmedi o anda) arkamı dönüp kadına baktım. Evet anaokulu öğretmenimdi. “Aa hocam, özür dilerim, yorgunluktan dikkat etmemişim, siz beni nasıl hatırladınız bunca yıl sonra” diye sordum istemsizce. “Seni hatırlıyorum. Çok utangaç ama çok da neşeliydin. Anneni de çok net hatırlıyorum. Her sabah seni bırakırken çok beğendiğim bir vedalaşmanız vardı.” dedi.
Ne yazık ki yol bitti... Öğretmenim indi. Oysa isterdim daha anlatmasını benim çocukluğumdan annemle ve benimle ilgili hatırladığı başka ayrıntılar varsa onları... Ben ki annemin cenazesinde bile ağlamamış/ağlayamamış kız, aslında 5dk süren ama bana 5 saat gibi gelen kalan yol boyunca ağladım hıçkıra hıçkıra...
Beklenmedik anlarda, tuhaf tesadüfler bazen sizi çok mutlu edebiliyor işte. Ağladım evet ama hissettiğim hüzün değildi sadece, çok mutlu oldum desem deli der misiniz?

Evet, bazen ben bile unutsam bana hatırlatılacak güzel anılarım var...